KİŞİLİMİZİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

        Kişiliğimiz birden fazla değişkenin etkisine bağlı olarak değişir. Mussen (1973), kimliğimizi oluşturan özelliklerin beş alt başlıkta incelenebileceğini belirtir. Bunlar:

1. Genetik ve Biyolojik Etkenlerin Kişilik Gelişimine Etkileri

        Kalıtım, kişiliğin oluşumunda son derece önemli bir etkendir. Gelişimin her evresinde kalıtımın etkilerini görebiliyoruz. Araştırmacılar, bazı kişilik özelliklerinin genetik yapıdan etkilendiğini saptamışlardır.

        Beden yapısı, fiziksel görünüş, zihinsel kapasite,..... gibi özellikler, kalıtım yoluyla getirdiğimiz özelliklerdir.

        Tek yumurta ikizlerinde yapılan araştırmalar, ikizlerin birbirine kişiliğin değişik yüzleri yönünden ayrı yumurta ikizlerine göre daha fazla benzediği bulunmuştur. Bundan da kişilik özelliklerinin kalıtım yolu ile geçtiği anlaşılır. Ayrıca şizofreniler üzerinde yapılan incelemelerde tek yumurta ikizlerinden birinin şizofren olması halinde, diğeri %86 oranında bu hastalığa yakalanıyor. Diğer kardeşler arasında bu oran %15’tir. Bu bilgiler bize genetik mirasın şahsiyet üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. ( Mussen, 1973:47 )

        Çocuğun fizik karakteristikleri büyüklerin ona karşı olan tepkilerinde büyük değişiklikler yapabileceğinden , bu karakteristikler çocuğun kişiliğinin yoğurulmasında alacağı şekil ve biçimde büyük rol oynar. Sıhhatli ve kuvvetli bir çocuk ile uyuşuk bir çocuğun çevrede alacakları mevki birbirinden çok farklıdır. Kuvvetli bir çocuk başkalarının baskısı altına girmez, bütün hayatı boyunca savaşarak kendi yolunu bulur. Annesi ona yardım etmek istediğinde, o annesinin yapmak istediği şeyleri elinden alır. Gürbüz olduğu için büyür ve bebekliği uzun sürmez. Çelimsiz bir çocuk ise üstüne düşen fedakar annenin her türlü etkisine açıktır. Bu durum gençlerde de aynı şekilde görülmektedir. Fiziksel bakımdan güçlü olma ergene prestij kazandırır. Bu da gençlerin olumlu benlik kavramı geliştirmesine neden olur.

        Buluğ devresinde ergenin bedeninde yoğun bir şekilde değişme ve gelişmeler yaşanır. Bazı ergenler istedikleri gibi bir beden yapısına sahip olamadıklarını görünce hayal kırıklığına uğrarlar ve bu da benlik kavramlarına olumsuz yönde etki eder.

        Güzel olan çocuk öyle iltifatlar görür, öyle şımartılır ki, bu onun etrafındakileri istediği gibi kullanmasına sebep olur. Buna karşılık çirkin bir çocuk etrafındakilerden ihmal görür ve tamamıyla objektif olarak kendine güvenmeyi öğrenir yahut kıskançlık duyar ve aşağılık duygusu yaşar. (Cole-Morgan, 1950:377 )

        Genetik özelliklerin kişiliğe etkisine örnek olarak “alerji” etkenini de verebiliriz. Şayet birey çevredeki bazı uyarıcılara karşı doğuştan fazla hassas ise normal olarak doğan bir kimseden başka türlü davranacağını söyleyebiliriz. Bazı araştırmalar alerjik bir çocuğun, hele de deri alerjisini gösterenin, büyüyünce üstün zekalı, dışa dönük, başkalarına hükmetmesini seven ve heyecan bakımından pek oturaklılık göstermeyen kimse olabileceğine dair bazı açıklamalarda bulunmuştur. ( Rogers,1931 ) Bir başka çalışma alerjiyi yetersizlik duygusuyla ilgili bulmuştur. (Bell,1936) Kişiliğin bu özelliklerinden herhangi birinin aşırı bir hassaslık temeline dayanarak gelişebileceği düşünülebilir. Fakat alerjinin muhakkak olarak şu veya bu hususiyeti, veya bunların bir kaçını birden meydana getirebileceğini düşünmek yanlıştır. Varılacak sonuç çevresindeki kişilerin ( anne, hemşire, bakıcı, akran, öğretmen,...vs. ) ona nasıl davranacaklarına bağlıdır.

        Kişiliğe etki eden nedenlerden bir diğeri olarak da “iç salgı bezleri” olarak gösterilmektedir. “Tiroid Bezi” yüzünden bazı çocukların metabolizmasının daha yüksek olduğu ve bu yüzden diğerlerinden daha hareketli olduğu anlaşılmıştır. Bazı kimseler ise diğerlerinden daha çabuk heyecanlanırlar. ( Cole-Morgan, 1950:378 ) Bunlar da kişiliğin yoğurulmasında önemli faktörlerdir.

        Doğuştan getirdiğimiz zihinsel kapasiteye bağlı olarak bilişsel gelişim gerçekleşmektedir. Ergenlik dönemindeki bireylerin bilişsel gelişimlerinden daha önceki bölümden bahsetmiştik. Fakat bazı ergenler soyut işlemler evresine ulaşamamaktadır. Bu tür ergenler “Kural Yönelimli” olarak adlandırılan; kendilerine verilen talimatlara daha kolay uyan ve tâbi olucu bir kişilik özelliğine sahip olduğu düşünülmektedir. Bursa’ da yapılan bir araştırmada 15 ve 17 yaşlarındaki ergenlerin kimlik gelişimleri ile soyut düşünce yapıları arasındaki ilişkileri incelenmiş ve “Kural Yönelimli” kişilik özelliğinin artması ile soyut düşünce yeteneğinde azalma olduğu, kural yöneliminin azalması ile ergende soyut düşünce yeteneğinin artığı sonucuna varılmıştır. (Özdemir, 1995:64)

2. Kişilik Gelişiminde Kültürel Etkenler

        Kültür bir toplumun yaşayış tarzıdır. Her toplum farklı bir kültürden oluşmaktadır. Tutumlarımız, davranışlarımız, inançlarımız, değer yargılarımız, müziğimiz, yemek çeşitlerimiz, törelerimiz, giyim tarzımız,...vs. hep kültürümüzün tesiri altında gelişmektedir.

        Kültür, nesilden nesile aktarılır. Çocuk ve ergenler, içinde yaşadığı toplumun kültürünü benimserler. Kültür kişiliği büyük ölçüde etkiler.

        Offer ve arkadaşları ( 1977 ), 13-19 yaşlar arasındaki bireyler için, bir kendi kişiliğini betimleme ölçeği olan Offer Benlik İmgesi Soru Kağıdı’nı ( OSIQ ) kullanarak dört farklı toplumdaki on bin ergenin benlik imgesini incelediler. Yazarlar, Amerikan ergenlerinin İrlanda’ daki, Hindistan’ daki, Avusturalya’ daki yaşıtlarından daha mutlu, daha iyimser, daha doyumlu olduğunu bildirdiler. Amerikan ergenleri eğitimsel ve mesleki amaçları konusunda daha erken yaşta görüş sahibi ve temelde işe yönelimli idiler, yazgılarını kontrol etmede ve amaçlarını gerçekleştirmede kendilerine güveniyorlardı, cinsel ve saldırgan dürtülerini serbest bırakmada daha özgürdüler. Amerikan ve Avustralya erkek ve kadınları Hintli ve İrlandalı gençlerden daha olumlu benlik imgelerine sahiptiler. Yazarlar, ergenlerin benlik imgesini olasılıkla, “karakter yapısındaki ya da ruh sağlığındaki temel bir farklılıktan çok, kültürel değişkenlerin bir yansıması” olduğu sonucuna varmaktadırlar. ( Gander-Gardiner, 1995:454 )

        Yirminci yüzyılda, şehir toplumlarında çocukluktan yetişkinliğe geçişte, sorunlar ortaya çıkmakta; gerginlikler, çatışmalar ve duygusal kırıklıklar başlamaktadır. Çağımızda bir ergen yetişkinliğe girerken kendi cinsiyet rolünü benimseme, bir mesleğe sahip olma, serbest ve bağımsız hareket edebilme gibi önemli gelişim görevlerinin üstesinden gelebilmelidir. Öte yandan hala geleneksel tarzda yaşayan toplumlarda çocukluktan yetişkinliğe geçişte toplum, bireyi önceden hazırlar. Bu toplumlarda ergen, bir kimlik arayışına girmez. Ergenlik gerilim ve çatışmaların olduğu bir dönem değildir. Genç yetişkin safında daha kolay yer alır. ( Kulaksızoğlu,1998:96 )

        Kültürün nesilden nesile aktarıldığını daha önce belirtmiştik. Bu aktarma işi aile, okul,...vb. yolları ile yapılmaktadır. Özellikle anne-babanın bu konudaki etkileri çok büyüktür. Her toplumun çocuk yetiştirme tarzı farklıdır ve bu farklı çocuk yetiştirmeler ( diğer değişkenlerin etkisi de göz önünde bulundurulunca ), farklı şahsiyetlere sahip bireylerin yetişmesine neden oluyor. Bir Türk ebeveyn ile bir Amerikan ebeveyninin çocuk yetiştirme tutumları arasında büyük ölçüde fark vardır. Hatta bir toplumun farklı bölgelerindeki tutumlar bile birbirinden farklılaşmaktadır. Mesela; doğuda yetişmiş bir çocuk ile, İstanbul’ da yetişmiş bir çocuk arasında belirgin şekilde kişilik farklılıkları olduğunu görebiliriz.        

        Anne - babanın çocukla ilişkisi üzerinde yapılmış birçok araştırma ve yazılı birçok kaynak vardır. Bu araştırmalarda vurgulanan genel fikirlere göre, ebeveynin, özellikle annenin çocukla olan etkileşimi, çocuğun fiziksel, duygusal, sosyal ve zihinsel gelişiminin ve kişiliğinin ortaya çıkmasının yapı taşlarını oluşturmaktadır. Annenin çocuğu ile geçirdiği zamanın fazlalığı ve babaya göre çocuğuna daha yakın olması, annenin tutumlarının çocuğu babaya göre daha fazla etkilemesine neden olmakta ve anne tutumlarının çocuk üzerindeki etkisini arttırmaktadır. (Kulaksızoğlu, 1998:102)

        Ebeveynler çocuklarını yetiştirirken büyük ölçüde anne-babalarının kendilerini yetiştirme tutumlarından, kendi kişiliklerinden, gelir düzeylerinden, okur-yazarlık durumlarından.... vs. büyük ölçüde etkilenmektedirler. Tüm bu etkenleri göz önünde bulundurursak pek çok ana-baba tutumu ortaya çıkmaktadır.

3. Anne- Baba Tutumları

        Genel olarak üç tip anne - baba tutumu üzerinde duracağız.

         a- Demokratik Anne - Baba Tutumu

        Ebeveyn tutumlarının en ideal olanıdır. Bu tarz çocuk yetiştirme biçimini seçen anne - babaların ilişkilerinde sevgi ve saygı hakimdir ve bu sevgiyi çocuklarına da hissettirirler. Bu tutumu benimseyen ailelerde çocuğa aile içerisinde eşit şartlar tanınmıştır. Bazı kararların alınmasında çocuğa da fikir danışılır. Fakat tüm bunları gerçekleştirirken aile, çocuk merkezli bir aile haline getirilmez. Çocuğa bazı sorumlulukları olduğu hatırlatılır. Aile çocuğa karşı sergilediği tutumlarda onun yaşını ve gelişim basamaklarını göz önünde bulundurur. Aile katı kurallar koymak yerine bazı prensipler geliştirir. Ayrıca eğitimde bedensel ceza kullanılmaz. Yanlış davranış sergileyen çocuklar sevgi yoksunluğu ile cezalandırılmazlar. Başarısızlıkları cezalandırmak yerine başarılar ödüllendirilir.

        Demokratik bir tutumu benimseyen bir aile içinde yetişen çocuklar; rahat, bağımsız, kendini ifade edebilen, temel güven duyguları gelişmiş, fikirlerini serbestçe söyleyebilen, girişimci, sorumluluk alabilen, yaratıcı, kendisine ve çevresine karşı saygılı, kendilerini gerçekleştirebilen bireyler olarak yetişirler.

        b- Aşırı Koruyucu - Himayeci Anne - Baba Tutumu

        Bu tarz tutumu benimseyen ebeveyn sürekli çocuğuna müdahale eder. Çocuk, anne-baba tarafından “sen yapamazsın”, “daha küçüksün, bu konuda fikir yürütemezsin” şeklinde birtakım engellemelerle karşılaşır. Çocuğun yaşı büyük dahi olsa ona ne yapması ve ne yapmaması gerektiğini hatırlatır. Çocuğun veya ergenin yapabileceği faaliyetleri engelleyerek, onun kendini tanımasına fırsat vermezler. Çocuklarını bağımlı bir şekilde yetiştirirler ve kendilerine bağlılıklarını kendi yaptıkları fedakarlıkların karşılığı olarak görürler.

        Aşırı koruyucu bir tutumla yetiştirilen çocukların, yetişkinliğe geçişte zorluk yaşadıkları tespit edilmiştir. Bu şekilde yetişen çocuklar yeterince girişimci olamaz ve bağımsız davranamazlar. Yeteneklerini açığa çıkarıp kendilerini gerçekleştiremezler.

        “Aşırı koruyucu tutum” içinde olan anneler çocukların bu bireyselleşme çabalarını engelleme yolunu seçmektedir. Bu engellemeler çoğu kez ergenin aile dışındaki dış dünyada karşılaşabileceği tehlikeli durumları abartılı olarak ona bildirmekle başlar. Böylelikle ergene sahip çıkarak onu eve bağlamaya çalışırlar. Aileden ayrılmasının anne - babayı üzeceği telkini de gencin eve bağlanmasını kolaylaştıran, ayrılıp gitmesini engelleyen ve bu tür girişimlerde suçluluk yaratan bir telkindir. Ebeveynden gelen bu tür çabalar, gencin bağımsızlığını ve “birey” olabilmesini engeller. ( Kulaksızoğlu, 1998 : 105 )

        c- Aşırı Baskıcı ve Disiplinli Anne - Baba Tutumu

        Bu tutumu benimseyen anne - babalar çocuklarına hakim olduklarını düşünürler ve hep onlara baskı uygularlar. Çocuktan sürekli kendilerine itaat beklerler ve bunu yapmayan çocuğu dayakla cezalandırırlar. Bu tutumdaki ailelerde bedensel ceza çok fazla vardır fakat bu tip hareketlere maruz kalan çocuklar “dayağımı yerim, ama yine de yaparım” düşüncesindedirler. Böyle ailelerde anne -  baba ilişkisi içerisinde hep korku hakimdir ve bu ailelerin genelinde baba otoriterdir.

        Aydın ( 1991 ), yaptığı araştırmada ailede yüksek baskı ve disiplin ortamının, çocuklarda kendini kabulü zayıflatıcı bir etkisi olduğunu saptamıştır. (Hatipoğlu, 1996 4 )

        Bu tutumla yetişen çocuklar güçsüzlere ( kendinden zayıflara ) karşı saldırgan, otoriteye karşı siliktir.

Anne Baba Tutumları ve Ergen

        Yapılan araştırmalarda orta ve üst sosyo-ekonomik ve kültürel seviyeli ailelerin genelde demokratik anne - baba tutumunu, alt sosyo-ekonomik ve kültürel seviyedeki ailelerin ise baskı - disiplin boyutundaki anne - baba tutumunu daha çok benimsedikleri tespit edilmiştir.

        Kulaksızoğlu ( 1985 )’ nun , İstanbul’ da lise son sınıftaki 150 ergen ve onların anne - babalarından oluşan 450 kişilik bir grup üzerinde, ergenlerin aileleriyle olan çatışmaları ve annelerinin çocuk yetiştirme tutumları arasındaki ilişkileri inceleme amacı taşıyan araştırmalarında elde edilen bulgular şöyledir:

        Annelerin sosyo-ekonomik ve kültürel seviyeleri arttıkça onların “aşırı koruyucu” annelik tutumları azalmakta ve “demokratik davranma ve eşitlik tanıma tutumları” artmaktadır. Aynı şekilde annelerin sosyo-ekonomik ve kültürel seviyeleri arttıkça onların “baskı - disiplin” tutumlarında azalma olmaktadır. Anneleri “demokratik davranma ve eşitlik tanıma” tutumları gösteren ergenlerin genel sorunları, anneleri “aşırı - koruyuculuk” ve “baskı - disiplin” tutumları gösteren ergenlerin genel sorunlarına göre daha azdır. Aynı şekilde anneleri “demokratik davranma ve eşitlik tanıma” gösteren ergenlerin, aileleri ile çatışmaları, anneleri “aşırı koruyucu” ve “baskı- disiplin” tutumları gösteren ergenlerin aileleri ile çatışmalarından daha azdır. Anne ve babası ile çatışmaları çok olan ergenlerin genel sorunları da artmaktadır. Anne-babalar kızları ile, oğulları ile olan çatışmalarından daha az çatışma içindedirler. Alt sosyo-ekonomik ve kültürel seviyeli( SES ) ailelere mensup ergenlerin, orta ve üst SES’ deki ergenlere göre daha çok sorunları vardır. Aynı şekilde alt SES’ deki ailelere mensup ergenler, orta ve üst SES’ deki ailelere göre aileleri ile daha fazla çatışma içindedirler.

        Annenin çocuk yetiştirme tutumları ile ergenlerin benlik tasarım düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi maksadıyla orta öğretimde bulunan 619 öğrencinin üzerinde yapılan araştırmada bu iki değişken arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Annelerini “ilgili ve şefkat gösteren” ile “amaçlarına ulaşmada yardımcı olan” ve “tutarlı disiplin uygulayan” olarak algılayan ergenlerin benlik tasarımı puanları ile algıladıkları tutumlar arasında aynı yönde olumlu ilişkiler vardır. Buna karşılık benlik tasarım puanları ile duygusal cezalandırma davranışlarından alınan puanlar arasında ters yönde bir ilişki bulunmuştur. Koruyuculuk, fiziksel cezalandırma ve başarı için baskı boyutlarında elde edilen puanlarla benlik tasarım puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. ( Hatipoğlu, 1996 : 54 )

        Aynı örneklem üzerinde yapılan, annenin çocuk yetiştirme tutumlarının ergenin cinsiyetine göre farklılaşmasına ilişkin araştırmada, erkeklerin anneleri için algıladıkları “amaçlarına ulaşmada yardımcı olma” davranışına ilişkin puanların ortalamaları kızlarınkinden daha yüksektir. Anne için algılanan diğer davranış boyutları olan ilgi, şefkat gösterme, tutarlı disiplin, koruyuculuk, başarı için baskı ve duygusal cezalandırma puanlarının ortalamaları arasında kız ve erkekler açısından önemli bir fark saptanmamıştır. ( Hatipoğlu , 1996 : 55 )

4- Kişilik Gelişiminde Sosyal Sınıflara Bağlı Etkenler

        Bireyin içinde bulunan sosyal sınıfın durumu onun kişilik özelliklerini son derece etkilemektedir.

        Sosyal araştırmacılar toplumu, ekonomik durumları, meslekleri ve eğitim düzeylerine göre sosyal sınıflara ayırırlar. Bu ayırım üç şekilde yapılmaktadır: Ayırımlardan birinde toplum, orta ve alt sosyal sınıflar şeklinde düşünülmektedir. Bir diğer ayırım, yüksek, ortanın üstü, orta, ortanın altı ve dar gelirli olmak üzere 5 sınıf kategorize eder. En sonuncu ayırımda toplum üç sosyal sınıftan oluşur. Bunlar; alt, orta ve üst sınıf ya da sosyo-ekonomik seviyedir (SES).

        R.J. Havighust ve H. Taba’nın 1948’de ABD’de 16 yaşındaki 76 kız ve 68 erkek olmak üzere 144 denek üzerinde yapılan araştırmada şu sonuçlar elde edilmiştir. ( Şemin, 1980 :100 )

        Kişinin şöhreti, sosyal sınıfta aldığı yerle olumlu bir biçimde orantılıdır. Ergenin karakterinin bıraktığı şöhret, okula intibak derecesiyle etraflı bir suretle belirlenmiştir. Burada okulun ideali ve değerleri, orta sınıfın ideal ve değerleridir. Orta sınıfa mensup ailelerden çok miktarda gelen kız ve erkek çocuğun davranışı, okulda rağbet gören davranışlardır; okulda beğenilen ölçülere uygundur. Sosyal sınıf daha aşağıya düştükçe bu uygunluk oranı azalır. En aşağı sınıfta bile olsa bir kişi daha yüksek bir sınıfa geçmeyi ciddi olarak aklına koymuşsa, orta sınıfın davranış ve ölçülerine göre hareket etmekte ve iyi bir şöhret kazanmaktadır.

        R.B. Smith ( 1932 ), tarafından yapılan bir incelemede şu bulgular elde edilmiştir: Yüksek sosyo-ekonomik ve kültürel seviyeye mensup çocuklar, daha aşağı tabakadan olan çocuklara nazaran daha az aşağılık duygusuna sahip bulunuyorlar. ( Jersild, 1978:432 )

        Güngör’ ün ( 1989 ), Ankara’da 1000 lise öğrencisi üzerinde yaptığı araştırmada ailelerinin gelir düzeyi yükseldikçe , ergenlerin özsaygı düzeylerinin de yükseldiği bulunmuştur. Anne ve babalarının tahsilleri orta ve yüksek olanların özsaygıları, öğrenim düzeyi düşük olan anne - babaların çocuklarına göre daha yüksektir. ( Kulaksızoğlu,1998:97 )

        Yapılan araştırmalardan da anlaşıldığı gibi; sosyo-ekonomik ve kültürel seviye yükseldikçe, çocuk ve ergenlerin benlik imgeleri olumlu bir yönde ilerlemektedir.

5.Kişilik Gelişiminde Psikolojik Etkenler

        Her ergenin psikolojik temelli bazı arzu ve ihtiyaçları vardır. Bu isteklerin dışa vurulması ergenler arasında farklılık gösterebildiği gibi, isteklerin bir kısmı bazı ergenler tarafından dışa vurulmayabilir. Ergenin kişiliğini şekillendiren belli başlı istekleri Garrison şu şekilde belirtmiştir ( Şemin,1980:100 ):

1. Sevgi İhtiyacı: Bu ihtiyaç hayatta erkenden kendini gösterir ve ergenlik esnasında çeşitli ifade araçları bulur.

2. Ait Olma İsteği: Ergen eve kendisini bağlayan yakın bağları kopardığından ve heteroseksüel ilişkiler kurduğundan, birisine ait olma gereksinimi gençler için özellikle önemlidir.

3. Bağımsızlık İhtiyacı: Bu ihtiyaç hayatta erkenden kendini gösterir ve ergenlikte çok önem kazanır. Zira bu devrede kişi bir çok şeyler arasında seçimler yapmak ve kararlar almak zorundadır.

4. Başarılı Olma İhtiyacı: Kişi olgunluğa yaklaştıkça bu ihtiyaç daha bâriz bir hale gelir.

5. Takdir Edilme İhtiyacı: Bu ihtiyaç ergenler için özellikle önem taşır. Zira onlar arkadaş ilişkilerine ve arkadaşlarının tasvibine çok bağlıdırlar.

6. Kendi Gözünde Kendisinin Bir Değer Taşıdığını Anlama İhtiyacı: Davranışının kendi ölçülerine uygun olduğunu ve bir değer taşıdığını görmesi, genç olgunlaştıkça kendini hissettirir.

7. Hayatı Tümü İçinde Kavrayan Bir Felsefe İhtiyacı: Bu ihtiyaç genç olgunlaştıkça kendini gösterir.

        Crow ve Crow ( 1956 )’ un tasnif ettiği istekler arasında, Garrison’ un belirttiği istekler dışında şunlar bulunmaktadır:

Bu arzu ve istekler ergenin geliştirmekte olduğu “Benlik Kavramı” ile yakından ilgilidir.

KiSiSEL GELiSiM' E GiDER..